Bazen hayat, bir deniz gibi… Dalgalı ve belirsiz, kaybolduğumuz zamanlar oluyor. Kimimiz o denizin derinliklerinde kaybolmak istiyor, kimimiz ise kenara çekilip yeni kıyılara doğru yol almak. Ama asıl olgunluk, yerini bilmekte; bazen geri çekilmek, vaktinde durmak ve yol almak gerekiyor. Victor Hugo’nun dediği gibi, gerçek olgunluk, yerini vaktinde terk etmeyi bilmekte yatar. Bu söz, aslında sadece bir yaşam tüyosu değil; bizlere, yeri ve zamanı bilerek hareket etmenin, içsel bir huzura erişmenin de anahtarıdır.

Hayatın içindeki evreler, tıpkı bir kuşun kanat çırpışı gibidir. Biraz zorlanır, kanatlar acır, ama sonunda uçabilmek için en doğru anı bekleriz. Bu, insanın olgunlaşma yolculuğudur. Mesnevi’de Mevlana, sabır ve olgunlaşmanın önemini şu sözleriyle dile getirir: “Sabır, her işin başıdır; sabırla elde edilecek her şey, gerçek huzuru getirir.”
Gerçekten de sabır, insanın olgunlaşmasına vesile olur. İçsel huzur, kalbin ve ruhun doğru zamanları beklemesindedir. İnsan, bazen sabırla, bazen de cesaretle beklemeyi öğrenir. İşte o an geldiğinde, hayat da ona en güzel sürprizlerini sunar.

Ahi Evran’dan Bir Örnek: Cesaretin ve Dinginliğin Dengeyi

Türk tasavvufunun önemli isimlerinden biri olan Ahi Evran, yaşamı boyunca dengenin önemine vurgu yapmıştır. Ahi Evran, bir elin parmakları gibi birbirini tamamlayan özelliklere sahip bir insan figürüdür. O, bir yanda cesur, mücadeleci, bir yanda ise dingin, sabırlı bir karaktere sahiptir. Ona göre, insanın hayatı ancak bu dengeyi bulduğunda gerçek olgunluğa ulaşır. Bir zamanlar, bir öğüt verirken şöyle demiştir: “İnsan ne zaman sabırlı olur, o zaman en doğru yolda ilerler.”

Zeynep’in hikayesi de aslında burada başlıyor. O, sabırlı ve sabırsız bir arada yaşamaya çalışan bir insandı. Sevdiği kişiden beklediği sevgiyi her geçen gün sabırla beklerken, içinde bir huzursuzluk da büyüyordu. Zeynep, kendi içinde sabırla beklerken, bir yandan da bir adım atmanın gerekliliğini hissediyordu. İçinde duyduğu ses, ona cesur adımlar atması gerektiğini söylüyordu, fakat hayatın sabır gerektiren anlarına da dikkat etmesi gerektiğini bilerek yaşıyordu.

Kaan’ın, Zeynep’i bir türlü anlamaması, onu her geçen gün daha da içine kapanmasına sebep oldu. Ancak Zeynep, sabırla ve cesaretle ilerlemeyi öğrendi. Kaan’ın sessizliği, ona hayatın bazen söylemediklerini anlamayı, bazen de ne kadar zorlayıcı olsa da, içinde bir yolculuğa çıkmayı öğretti.

Bir Aşkın Sessizliği ve Beklentiler

Her insanın yaşadığı aşkta bir dönem gelir ki, kelimeler yetersiz kalır. Aşk, bazen sadece bakışlarda, bazen ise sessizlikte bulunur. Zeynep, sevgisinde hiç de basit olmayan bir derinlik arayışı içindeydi. Kaan’a olan duygusu, her geçen gün daha da büyürken, Kaan’ın duygusal körlüğü Zeynep’i hayal kırıklığına uğratıyordu. Beklentiler, zamanla Zeynep’in içini kemiren bir yara haline gelmeye başlamıştı. Hayatındaki her anı Kaan’ın yaklaşacağı anla birleştiriyordu. Bir gün bir mesaj, bir telefon, bir bakış… Bu, Zeynep’in sürekli beklediği şeydi. Ama Kaan’ın sessizliği, ona gerçek aşkı anlamayı, ve kendi içindeki gücü keşfetmeyi öğretti.

Bu içsel yolculuğa çıkmak, sabırla yapılan bir bekleyişin sonunda Zeynep’in özgürlüğünü bulmasını sağladı. Kaan’dan beklediği her şey bir kenara bırakıldığında, gerçek sevgi ve huzuru kendi içinde bulmuştu.

Gerçek Olgunluk ve Aşkın Sonsuzluğu

Hayatta, sabırla beklenen ve doğru zaman geldiğinde yapılan adımlar, insanı özgürleştirir. Zeynep, artık Kaan’ın sevgisini beklemiyor; kendi içindeki sevgiyi ve huzuru bulmuştu. O, sadece başkalarının sevgisini bekleyerek değil, önce kendi kalbinin sesine kulak vererek ilerlemeyi öğrenmişti.

Ahi Evran’ın öğrettiği denge, Zeynep’in hayatına yansıdı. İçindeki cesaretle cesurca ilerlerken, aynı zamanda sabırla ve olgunlukla her adımını dikkatlice atmayı öğrendi. Gerçek olgunluk, bazen bir adım geri atmak, bazen de tüm kalbimizle bir yolu seçmektir. Zeynep’in içsel huzuru, bu dengeyi bulmasıyla geldi. Kaan’dan beklediği her şey bir kenara bırakıldığında, gerçek sevgi ve huzuru kendi içinde bulmuştu.

Victor Hugo’nun sözünü hatırlayalım: Yerini vaktinde terk etmeyi bilmek, gerçek olgunluktur. Zeynep’in hikayesi de tam olarak bu gerçeği anlatıyor. Bazen insanlar, hayatlarında bir şeyleri terk etmeli, değiştirmeli ve yeni bir yol açmalıdır. Aşk da, başkalarının onayına ihtiyaç duymadan, önce kendi içimizde büyüyen bir çiçek gibi olmalıdır. Bu yolculukta, her bir adım bir öğretidir; bazen sabırla, bazen cesaretle, bazen de sessizlikle. Zeynep’in hikayesindeki gerçek olgunluk, hayatı olduğu gibi kabul etmek ve her zaman, doğru zamanın gelmesini sabırla beklemektir.

Zeynep, sonunda içsel huzurunu buldu. Her hayal kırıklığının ardında bir ders vardı. Şimdi, hayatına yön verirken, her şeyin sadece kendi içinde olduğunu biliyor. O, gerçek sevginin her şeyin başlangıcı olduğunu fark etti ve onu buldu. Ahi Evran’ın dediği gibi: “İnsan, ne zaman sabırlı olur, o zaman en doğru yolda ilerler.” Ve Zeynep, artık en doğru yolun kendi yolunda olduğunu biliyor.